Tweeter, Twitter ve Bizim Çocuklar

In: Medya / Reklam| İnternet

28 Eki 2009

Twitter (okunurken “tıvitır”), dünyanın en popüler internet sitelerinden, sosyal medyanın en gözde elemanlarından, mikro blogların en harikalarından ve son zamanlarda medyanın en gözde mekanlarından birisi. Çok fazla özeliği olmayan, basit, kısa ve öz ama oldukça kullanışlı bir sistem. Ayrıca O bir Amerikalı. O kadar çok yaygın ki, neredeyse Twitter hesabı olmayanı dövüyorlar. Keşke bu sistemi bizlerden birisi yapabilseydi. Olsun yine de fark etmez; elektriği de biz bulmadık, uçağı da, bilgisayarı da, önemli olan insanların kullanımına sunulmuş olması. Kullanıyor muyuz? Evet. Seviyor muyuz? Evet…

Şu soruyu hiç düşündünüz mü ya da aklınıza hiç şöyle bir şey geldi mi bilmiyorum ama benim aklıma bu akşam geldi; Twitter (tivitır)kelimesini ilk ne zaman duymuştuk? Evet, Twitter aslında bizim hayatımızda daha önceden de vardı. Yani internetin icat olmasından da önce…Hadi icat olması demeyelim de Türkiye’ye gelmesinden önce diyelim. Düşünün bakalım, siz Twitter kelimesini ilk ne zaman duymuştunuz? Evet, daha önce duymuştunuz, şimdi elinizle kafanızı kaşıyarak “Allah Allah!” diye şaşırmayın. Biraz daha zorlayın kendinizi. Size biraz da ipucu vereyim; ilk duyduğunuz Twitter da teknolojiyle alakalıydı ve arabalarda olurdu. Hatırladınız mı? Eğer hatırladıysanız sorun yok. Hatırlamadıysanız ben size anlatayım. Efendim, ben Twitter’ı ilk kez arabalara yapılan ses sitemlerinde duymuştum. Hani şimdilerde çok sıkça gördüğümüz “Tüplü ve Öfkeli”lerde (modifiyeli doğan ya da şahin otomobiller) bulunan muhteşem ses sistemlerinde. Hani şu ayaklı diskolarda… Halk arasında “Dım tıs” diye adlandırılan yüksek sesli hareketli parçaların çalındığı arabalardaki ses sistemlerinin ince ve tiz sesi veren küçük hoparlörlerinin ismiydi. Gerçi o küçük hoparlörün ismi Tweeter’di ama okunuşu Twitter ile aynıydı. Hatta “Hacı, yeni tivitır taktım ön tarafa, şimdi sesler çok harika çıkıyor” diye cümle içinde de geçerdi. Evet, şimdi hatırladınız. Söyleniş olarak aynı ama amaç ve yazılış olarak farklı olan iki kelime… Nereden nereye değil mi? Eskiden de tivitırla uğraşıyorduk şimdi de tivitırla uğraşıyoruz. İşin ilginci şimdiki tivitırın (Twitter) Türkçesi “cıvıltı” demek. Eski tivitır (Tweeter) neydi; ince, tiz ses çıkaran hoparlör. Yani eskidi de cıvıldıyordu yenisi de cıvıldıyor. Eski tivitırı da yabancılar yapmışlardı yeni tivitırı da.

Şimdi bu yazdıklarımı okuyup “Eeee?” diyeceksiniz. Ne kadar saçma ve gereksiz bir yazı yazdığımı düşüneceksiniz. Belki de çok haklısınız, belki de ben haklıyım. Ama şimdi yazacaklarımdan sonra kesinlikle siz haklı olacaksınız. Biliyor musunuz, Türkiye’deki medyada yer alan; medyada, internette ve bilişim sektöründe olan değişikliklerin, bu üç sektörün geleceğiyle ilgili öngörülerin haberleri hep dış kaynaklıdır. Mesela Serdar Kuzuloğlu Mü-Yap için bir ödeme sistemi modelini köşesinde yazmasına rağmen bu sistem, sektörün yabancı ülkelerdeki benzerleri tarafından kabul edilmedikçe ya da o ülkelerdeki bir yazar tarafından yazılmadıkça Türkiye’de dikkate alınmaz. Mesela Yurtsan Atakan, internet gazetelerinin paralı olup olmamasıyla ilgili fikirleri yabancı bir gazeteci tarafından yazılmadıkça dikkate alınmaz. Mesela Özgür Uçkan’ın internet sitelerinin engellenmesi, internet yasalarının değiştirilmesiyle ilgili makaleleri ve önerileri yabancı bir uzman tarafından yazılmadıkça dikkate alınmaz. Mesela benim yaptığım bir proje, ortaya attığım bir fikir, aynı fikri ortaya atan kişi yabancı olmadıktan sonra dikkate alınmaz. Küçük birer örnekle biraz daha açayım anlatmak istediğimi. Mesela Kemalettin Bulamacı bir yazısında “İnternet kullanıcısı hızlı ve çabuk tüketebildiği siteleri tercih ediyor” desin. Bu analiz ya da yazı medyada yer bulmaz, dikkate alınmaz, ses getirmez. Birkaç zaman sonra aynı analiz yabancı bir gazeteci tarafından kaleme alındığında aynı söylemler haber sitelerinde ve gazetelerde manşetten verilir. Köşelerde yayınlanır. Tamam, benim verdiğim örneklerdeki kişiler de zaten gazeteci ya da köşe yazarı ama önemli olan fikirlerinin ses getirmemesi ya da göz ardı edilmesi.  

Bak mesela, Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak, 20 Temmuz 2009 tarihli “Çocuktan al haberi” başlıklı köşe yazısında şunları yazmıştı;

“…Morgan Stanley bankasının 10 gün kadar önce yayınladığı bir rapor Batı medya patronları ve yöneticilerinin başucu kitabı haline geldi. Sadece onların değil, reklam ajansları, iletişim şirketleri yöneticilerinin de. Ve okudukça hepsinin de uykuları kaçıyor.

Rapor bir çocuk tarafından hazırlandı.

Öyküsü şöyle:

15 yaşındaki Matthew Robson, staj için Morgan Stanley’in Londra bürosuna başvurdu. Kabul edildi. İşe başladığı bölümün şefi ondan “Genç kuşağın medyayla ilişkileri” konusunda bir rapor hazırlamasını istedi.
Matthew kısa bir süre sonra kendisinin ve arkadaşlarının görüşleri, eğilimleri ve tercihlerine dayalı çalışmayı şefine teslim etti. Morgan Stanley yönetimi raporu son derece ilginç buldu ve internet sitesine koydu. Ve de kıyamet koptu!”

Yazının devamında “çocuk”un raporunda sunduğu maddeleri okuyabilirsiniz. Yazıyı okursanız göreceksiniz ki, internet, medya ya da bilişim sektörüyle uğraşan bizlerin her zaman söylediği, düşündüğü ve istenirse raporlayacağı maddeler var. Fakat bir tek sorun var biz yabancı değiliz! İngiliz değiliz, Alman değiliz… Bu yazıyı okuduktan sonra Erdal Şafak’a bir e-posta gönderdim. İlgili e-postamda bu raporda yazılanların bizler tarafından da yazılabileceğini, bizim çocuklara da sorsanız bunları raporlayabileceklerini belirttim. Hatırladığım kadarıyla “Bu tip raporların ya da haberlerin neden illa yabancı bir yerde yayınlanması ilgili haberi önemli yapıyor? Neden kendi ülkenizin çocuklarına şans vermiyor, onları dinlemiyorsunuz?” dedim ve ben de medyayla ilgili, medyanın geleceğiyle ilgili, internet sitelerinde yapılan yayınlarla ilgili görüşlerimi ilettim. E-postamı gönderdikten sonra “okundu “iletisi aldım. Fakat herhangi bir cevap, geri dönüş alamadım. Sonra her gün Erdal Şafak’ı takip ettim, benden  hiçbir kelime söz etmedi. Benden söz etmesi önemli değil, önemli olan şuydu; bizden söz etmedi. Belki benim gibi birçok kişi de benzer duygularla Erdal Şafak’a e-posta göndermiştir. Neyse…  

Son örnek benden olsun. 31 Aralık 2008 tarihinde NTV’de yayınlanan bir haber vardı. Haber de şöyle diyordu;

İSTANBUL – İngiltere Kültür bakanı Andy Burnham’ın ortaya attığı fikir, İngiliz ve Amerikan hükümetlerinin birlikte çalışarak İnternet sitelerine içeriklerine (şiddet, erotizm, vs) derecelendirme sistemi getirmesini öngörüyor…”

Bu haberden çok önce, 3 Mayıs 2008’de bu fikrimi yazdım. Yazmakla da kalmadım fikrimi hayata geçirdim. Bu fikrimi, Microsoft başta olmak üzere Türkiye’deki birçok bilişim firmasına, internetle uğraşan firmalara, internet haberi yapan Webrazzi’ye ve daha birçok yere ilettim, destek istedim. Hiç kimse ne destek verdi, ne de bunu haber yaptı! Projem yaklaşık bir yıl yayında kaldı. Sonra imkansızlıktan kapattım siteyi ve projeme son verdim…

Şimdi Tweeter’la (tivitırla) ve Twitter’la (tivitırla) bunların ne alakası var diyorsunuz büyük ihtimalle! Evet, belki hiç alakası yok. Ne bileyim işte, aklıma geldi yazdım, sizlerle paylaştım. Fena mı oldu yani? Yoksa size de bir şey beğendirmek için illa yabancı mı olmak lazım!

Bu yazı toplamda 446, bugün ise 3 kez görüntülenmiş

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Facebook'ta Paylaş        Twitter'da Paylaş        FriendFeed'de Paylaş

Comment Form

Hakkında

    


Henüz mükemmel bir kariyeri yok. Şu an için “bir baltaya sap olamadı” denebilir. Devamını okuyun

Flickr Görseller

  • Erdil
  • Ofsayt Taktiği
  • Koçum
  • Al Capone
  • Neo
  • Espri
  • Deliyim ama...
  • Hesap
  • Kazan Kaldırma
  • Umut
  • Rammstein
  • Şifre
  • onder: omo reklamını ilk izlediğim andan itibaren bende aynı dehşete düştüm.önce yanlış gördü [...]
  • Onur ALMIŞLAR: Sayın İboo, "Yandaş" kelimesi benim bulduğum bir kavram değil. Medyadaki genel kulanış biçim [...]
  • iboo: "Yani AKP’nin kötü işler yapmasını görmüyor, duymuyorsanız yani üç maymunu oynuyorsanız [...]
  • Tarkan: Görsellik sanallık hayatımıza işlemişken çocuklarında bu durumdan şöyle yada böyle etkile [...]
  • cesetizleri: Tv izlemediğim için göremedim bu reklamı ama anlattığına göre feci iki saçmalık var ortada [...]

Friend Connect

Sponsor Olsalar