RSS Feed

Medyanın Şirazesi

13 Temmuz, Pazartesi, 2009 tarihinde Medya / Reklam kategorisinde yazıldı

Belki eskiden de varı ama son yıllarda epeyce arttı. Neden bahsediyorum ben? Elbette yanıltma haberlerden, hileli yönlendirmelerden, yalan haberlerden… Bir haber kanalında elmaya “elma” denirken, diğer haber kanalında elmaya “armut” deniyor. Ya da herkes “elma” diyor ama sonradan ortaya çıkıyor ki, o elma “elma” değilmiş, “armut”muş. Hani derler ya “Elmalarla armutları karıştırmayalım” diye, o söz eskiden geçerliymiş demek ki, şimdi tüm marifet elmayla armutları karıştırmakta.

Çok okuyan, araştıran, düşünen bir toplum değiliz. Ne alıyorsak medya aracılığıyla alıyoruz ve fikirlerimiz bu şekilde beynimizde şekilleniyor. Yani koyunuz aslında ve medya çobanı bizi istediği yere sürüyor. Biz de kendimizi medyaya teslim ediyoruz. Tamam, her şeyi medya aracılığıyla öğreniyoruz ama medya bazen kendisini kaybediyor. E işin içinde ticaret de olunca, önemli olan haberin doğruluğu değil, önemli olan haberin ki yalan da olsa, ne kadar ses getireceği, ne kadar çok tıklanacağı, ne kadar çok… Oluyor. Bu duruma bir de medya organlarının haberler için “İlk biz yapmalıyız” hırsı eklenince, medya tam bir kargaşa ve bilgi çöplüğüne dönüşüyor.

Sondan başlarsak; Çin’de yaşanan olaylarla ilgili yabancı ve Türk medyası bir sürü haber yaptı. Dediler ki “Gazeteciler olayların olduğu bölgeye alınmıyor” aradan zaman geçti, bir muhabir “Hayır, gazeteciler o bölgeye alınıyor, görüyorsunuz ben de oradan yayın yapıyorum” dedi. Sonra, bazı gazetelerde Çin’de yaşanan olaylarla ilgili “vahşet” fotoğrafı yayınlandı; cadde üstünde yerde yatan insanlar. Zamanla anlaşıldı ki, o fotoğraf daha önce Çin’de gerçekleşmiş bir trafik kazasına aitmiş. Çin’de yaşanan olaylarla ilgili daha birçok yanıltıcı haber yapıldı.

Devletin haber ajansı olan Anadolu Ajansı, son aylarda sürekli haber yayınlayıp geri çekiyor. İlk önce haber tüm abonelere dağılıyor, bazen gazeteler ertesi günkü sayısını o habere göre hazırlıyorlar, aradan biraz zaman geçiyor ve hooop! Haydi, bakalım Anadolu Ajansı “O haber yanlışmış yahu” diyerek haberi geri çekiyor. Anadolu Ajansı haberi veriyor, geri çekiyor, veriyor, geri çekiyor…    

Michael Jackson’un öldüğü gece haber kanalları yine karman çormandı. CNN “Öldü” diyordu, bizim medya da hemen haberi verdi “Michael Jackson Öldü!” Aradan beş dakika geçti “Yok yahu! Galiba ölmemiş, yoğun bakımda” dendi. Başka haber kanalları da tereddütte idi ama yine de “Ne olursa olsun haberi verelim de, yanlış çıkarsa düzeltiriz” diyerek, haber tam doğrulanmadan tüm okuyuculara duyuruluyordu. O gece Michael Jackson bir ölüyor, bir ölmüyordu.

Deniz Feneri e.V davası ortaya çıkınca, RTÜK başkanı Zahit Akman en çok gündemde olanlardan birisiydi. Zahit Akman’la ilgili de birçok haber yayınlandı. O haberlerde en ilginç durum, Zahit Akman’ın isminin yazılışıydı. Bazı medya organları “ZAHİD” diye yazarlarken, bazı medya organları “ZAHİT” diye yazdılar. Hangisi doğru belli değildi, ta ki Zahit Akman’ın avukatın yaptığı basın açıklamasına kadar. Tabi o basın açıklaması Zahit Akman’ın ismiyle ilgili bir açıklama değildi ama o basın açıklaması Zahit Akman’la ilgili en resmi yerden yapılıyordu ve Zahit Akman’ın en doğru yazılışını orası verebilirdi. Öğrendik ki doğrusu “ZAHİT” imiş. Ama siz açın bakın hala kimi medya organı “ZAHİD” diyor, kimisi “ZAHİT”…

Zahit Akman’la ilgili aynı durum, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad için de yaşanıyor. Ben bile şimdi tereddütte kaldım; “Ahmedinejad” mı? Ahmedinecat” mı? Her ikisini de kullanan medya organı var. Ne biçim iş arkadaş anlayamadım!

Sanırım en komik olanlardan birisi Cem Garipoğlu’nun sürekli dünyanın ve yurdun çeşitli bölgelerinde görülmesiyle ilgili yapılan haberlerdi. Bu Türk medyasının başarısıydı. Bir bakıyorduk Cem Adana’da, tak ertesi gün Antalya’da. Tam Antalya’ya inanıyorduk ki tak Rusya’da. Yok yok Almanya’da. Tamam, şaka yaptık Cem aslında Amerika’da. Ama birisi Fransa’da görmüş! Benim kaynımda İzmir’de gördü! Medya Cem’i her gün bir yerlerde gördü. Ama henüz nerede olduğu bilinmiyor.

Diğer komik olan ise futbolcu transferi haberleriydi. Günde 500 transfer (Bak ben de abarttım) yapılıyordu. Ronaldo Fener’de, Pele Beşiktaş’ta, Rıdvan NTV’de (O doğru ama) Fatih Tekke Galatasaray’da, Pilatini Toronto Raptors’ta, Hidayet Efes Pilsen’de… Günün sonunda bir bakıyoruz hepsi yalanmış. Peh!

Türk Hava Yolları’na ait uçak Hollanda’da düşmüştü. Kazayla ilgili ölü ve yaralı sayıları her medya organında farklıydı. Hadi olayın yaşandığı ilk saatlerde yanılmalar oldu diyelim ama olayın üstünden çok geçmesine rağmen, gazeteler ölü ve yaralı sayılarını birbirlerinden çok farklı verdiler.  

Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 5 kişinin ölümüyle sonuçlanan helikopter kazasında da benzer durumlar yaşandı. Bir kanalda “Ölen yok” denirken, bir kanalda ” Herkes öldü” deniyordu. Bir kanal “Enkaza ulaşılamadı” derken, diğeri “Enkaza ulaşıldı” diyordu. Henüz olayın ne olduğu anlaşılmadan, enkaz bulunmadan, Kayseri Valisi “Yazıcıoğlu yaralı, şuuru açık. Henüz hastaneye kaldırılmadı” diyordu…

Bir gün bir bakıyoruz, dünyaya kuyruklu yıldız çarpıyor, başka bir gün “Dünya 2050′de erkeksiz kalacak” deniyor, ertesi gün küresel ısınma tehlikesi var deniyor, diğer gün küresel ısınma yalanmış diyorlar. Bir gün uzaylılar geliyor bizi ziyarete, başka bir gün Michael’ın hayaleti dolaşıyor evinde…

Tabi en büyük yönlendirme ve yalan haberler Ergenekon soruşturması kapsamında yapıldı. Zaten Ergenekon davası, savcı ve hâkimlerin değil bizzat medyanın sürdürdüğü bir dava haline geldi. Sürekli yönlendirme, sürekli yanlış ya da yalan haberler.

Tabi sadece ulusal medyaların sorunu değildi yalan haberler. İnternetin yaygınlaşması ve herkesin istediğini istediği gibi ifade edebilmesiyle, vatandaşların da söz söylemeye başlamasını sağlayan sosyal medya da yalan haberlerde büyük pay sahibi. Bir gün bir baktık ki, bilmem neredeki balıkçılar denizkızı cesedi bulmuşlar, bir başka gün Kuran-ı Kerim’i yakan kız fareye dönüşmüş, başka bir gün Uzakdoğulu birisi ormanda fotoğraf çekmiş ve fotoğrafta hayalet var… Sonradan anlaşıldı ki hepsi yalanmış. Ama ulusal medyalar bu tarz haberlere çok değer veriyorlar.

Bu yüzyıl aslında teknoloji değil yalan haber yüzyılıdır. Her haberi doğru kabul etmeden önce farklı kaynaklardan doğrulamak gerekir. Aslında bu okuyucunun işi değil, bizzat haberi yapan medyanın işi olmalı, ama öyle olmuyor maalesef. Medyanın şirazesi kaymış durumda. Okuyucu da kendisini salmış çayıra…

Sorgulamayan her insan, kendisine sunulan her şeyi doğru kabul eder. Örnek olarak; ailenizle ya da arkadaşlarınızla birlikteyken, hiç kimsenin inanmayacağı türden bir olayı anlatın ve “Discovery Channel’da gördüm” deyin. Büyük ihtimalle herkes inanacaktır.

Bu yazı toplamda 339, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

İlk yorumu siz yapın.

Leave a Reply